neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

beşpeşe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beşpeşe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Mayıs 22, 2005

Aşk bahsi..

Birden anlıyor ki hiç aşık olmadı hayatta. Arzuladı ve arzulamaktan hoşlandı. Sevişti ve sevilmekten hoşlandı. Tatmin oldu ve tatmin etti ama hiç aşık olmadı.

...


-Arayan bulmazmış. Ama sadece arayanlar bulabilirmiş, değil mi Zehra?

Zehra'nın verecek cevabı yok. Bu dili bilmiyor. Bu dili bilmediğini bilecek kadar zeki Zehra. Zekanın ispatı insanın bildiklerinde değil, bilmedikleriyle kurduğu ilişkide.

...

Ne dünüm, ne de yarınım. Ne gölgesinden kaçtıklarım, ne de hangi istikamete yöneldiğim. Düşünmek dahi istemiyorum bunları. Mümkünse kopmak tüm bağlardan, yarını garantiye alabilmek için bugünü rapt eden, zapt altına alan tüm kontratlardan. Bir toz kütlesi gibi uçuşmak havada. Öylesine hafif, öylesine bakir. Bir şey olmamak, bir yere varmamak istiyorum ki, attığım her adım beni senden uzağa savurmasın. Burada kalsam, bu anın bağrından çıkmadan. Bebek benim içimde büyüse, ben senin içinde. Ben senin en güzel sırrın olarak kalsam.

...

Kalmadı lüzum aramaya, ben bulamadan daha neyi aramakta olduğumu, aradığım çıktı karşıma burada. En yasak, en ırak, en yabancı olanın suretinde geldi buldu beni aşkın.

En yasak, en ırak, en yabancı olanın suretinde geldi buldu beni aşk...

...

Beşpeşe'den..
370 numaralı sayfalar civarı

kuklalar..

"Önce Hacivat çıkar sahneye, anında başlar mukaddime. Anlatır da anlatır, itiraz eden yok nasılsa, ama işte çok geçmeden başgösterir sıkıntı. Hacivat'a bir yar, bir eğlence gerek. Eğlenebilmesi için kendine zerre kadar benzemeyeni bulmalı. İnsan tezatına nasıl da muhtaç. Sahnenin öbür ucundan giriverir Karagöz. Eğlence mi arzulanan, iyi ya o burada işte. Kavga kaçınılmazdır birbirini böylesine tamamlayanlar arasında. Bir de bakmışsın ki ne denli kalabalık etrafın, hiç bilmediğin bir curcuna. Tuzsun Deli Bekir, Uzun Efe, Kanbur Tiryaki elinde esrar çubuğuyla, Altı Karış Beberuhi ve cümle cinler ve periler ve cadılar ve cadalozlar doldurmuş sahneyi... Bir de bakmışsın ki almış başını yürüyor zill-i hayal, seni de katarak içine. Zehra tek tek okşuyor kuklaların saydan vücutlarını, kendinden geçiyor isimleriyle. "

...

"Ne çok kukla var. Her birinin kostümü, özellikleri, dilleri başka başka. Bunca çeşitlilik akılları karıştırsın diye belki de. Dışarıdan bakan herkes seyircidir bir oyuna ve her seyirci sadece kuklaları görür. Bir tek kişi hayalbaza bakar sadece: çırağı! Bir tek o durur perde arkasında, hazırlar kuklaları, tek tek sıraya sokar. Bir tek o bilir ve görür oyunun ardında yatan dolanı, dolanın ardında yatan hüneri."

...

"Hiçbir çırak çırak kalmak istemez belli bir noktadan sonra. Unutma ki her çırak usta olmak için girer bu yola. Gün gelir boynuz kulağı geçer, çırak ustaya ihanet eder. Gün gelir sen hayalbaz olursun bu perdede; kuklalar aynı, oyun farklı.

Seyirci gene anlamaz.

Ama işte bir tek kişi, bir tek usta anlar. 'Yıktın perdeyi eyledin viran' ustadan çırağa sitemdir aslında, hayalbazdan seyirciye gönderilmiş bir hitap değil. Çırak bilir önceden; bilir ki yıkacak bu perdeyi, kusuru için af dileyecek gün gelip o da usta olduğunda bu zill-i hayalde."

...

Beşpeşe'den.
360 numarali sayfalar civarı..

Pazar, Mart 27, 2005

nedir aşk?

"... Geçen yıl Aziz Augustine'in İtiraflar'ını okuyordum gülmekten yerlere yatarak. Demek bin küsur yıl önce düşünceler bu denli naifmiş derken baktım adamcağız deli gibi aşık. Tanrıya ve kızlara. Sonunda öyle bir yere getiriyor ki mantığını, o mantığı kullanarak kendi içinde öyle tutarlı şeyler söylüyor ki kitaba defalarca geri döndüm bitirdikten sonra. Adam tanrıya olan aşkı kadınlarda buluyor ve onlarla her yatağa girişinde tanrım ben ne yaptım, nasıl oldu da seni bir başkasıyla aldattım diye dövünüyor. Ama yatak sefalarından vazgeçemiyor. Tapınmak, düvünmek, ve aşık olmakla olmamak arasında gidip gelişlerini yazarak rahatlayabiliyor yalnızca. Kendine işkence etmekten doğru düzgün yaşayamıyor ve sonunda ölmeye yatıyor. Âşık olma durumunu çekilmesi gereken bir ceza olarak görüyor ve ben cezamı en iyi nasıl çekerim, kendime daha çok nasıl acı veririm diyerekten tam da seçtiği dinin istediği biçim bir yaşam sürüyor. Bana kalırsa kende de o kızlara da yazık ediyor. Yapacak binlerce şey varken aşkla zaman yitirmenin âlemi yok. Ama sevgi ayrı şey bak. O gerçek bir duygu. Akıllı duygulardan. İçinde mantık da barındıyor. Sorunu şimdi bir daha sorsana."

"Sen hiç sevdin mi Fırat?"

(Beşpeşe, Sayfa 245-246)

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de