neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

Cuma, Haziran 08, 2007

11001001


Tamam biliyorum, yeterince özen göstermiyorum belki. Yaş gününü ve diğer önemli günleri de unutuyor olabilirim. Yayınladığım 201. yazı olacakmış bu, girmeden önce hatırlattı blogger. Gözlerim yaşardı tabi. Müsadenizle serbest çağrışacağım.

...

Şehrin gri bölgeleri var, vücudumuzun gri bölgeleri gibi. Ben bugün bunu gördüm. Bugün görmedim, dün gördüm aslında. Şehrin gri bölgeleri, vücudumuzun gri bölgelerini yoruyor. İki gri yanyana gelmiyor demek ki.

Geçenlerde Madonna'nın lafı geçmişti, hemen fona ekleyelim:


Ne diyorduk, gri bölgeler evet. Aşağıda yağmurun hallerini yazmıştım ya, o halleri şehrin gri bölgelerinde yaşamak kabil değil, denemeyin bile. Hatta denenmesi telafisi na-mümkün hasarlara sebebiyet verebilir.

Bir de demir var, dövmeden önce gri, döverken ateş rengini alır, sonra şekil alır, güzel olur, dövdükçe güzelleşiyor, işe bak!

Ufuk çizgisinin göründüğü güzel yerlerde, gün batımı pek güzel olur, gök binbir renge bürünür, maviden kızıla. Bak gördün mü, kızıl her şeye güzellik katıyor. Hayır, hayır, rica ederim, kızıl orduyla alakası yok bunun. Ayrıca kuzeye gittikçe gök, kızıllığını yitirir, o zaman kuzeye gitmeyelim.

Nil Karaibrahimgil ile oturup bebekleriyle oynayan bir arkadaşım var, çok iyi anlaşıyorlar. Onların bir de Antalya'lı arkadaşları var, büyümüş yetişkin olmuş. Acıyan gözlerle bakıyor onlara, büyümemiş daha bunlar küçük diyor içinden sanki, bir yandan da özeniyor ama hiç çaktırmıyor. İnsanın iç dünyasına böyle sınırlar çizilmiş olması ne kötü. Bende de var bir kaç tane, ilgimi çekiyorlar.

Zühtü Pekmez'i keşfettim bir kaç gün önce, çok eğlenceli bir abimizmiş kendisi, dünyevî meselelerden bahsediyor. Dilimizi yoğuran atalarmızın havsalamızla ilgili tasavvurları çok ilgimi çekti mesela, çok güldüm.

Mudurnu, Bolu'nun şirin bir ilçesidir. Otoyoldan uzak kalması sebebiyle sakindir, kendi halindedir. Çok güzel köylü bebekler yaparlar orada. Eskiden tavuk yapıyorlardı, şimdi yapmıyorlar galiba. Otoyoldan Abant sapağını takip ederek ayrılıp Abant yönüne gitmek ve sonrasında Mudurnu tabelasını takip etmek gerek. Şimdi bilmiyorum, eskiden yollar dar ve çok virajlıydı, acelesi olmayanlar için pek güzel bir seyir sunar, inip fotoğraf çekilebilir fakat durulacak yer konusunda hassas olmak kaydıyla.

Mudurnu'ya gittikten sonra Göynük namında küçük bir ilçe daha var görülmesi muhtemel, Fatih Sultan Mehmet'in hocası Akşemsettin'in kabri oradadır, üstünde kocaman bir ıhlamur ağacı vardır, açtığı vakit her yerler mis kokar. Biraz ıhlamur toplayınca, mis kokulu bir dönüş yolculuğu yaşanabilir. Döndükten sonra da afiyetle kaynatılıp içilir, kalbi ve ruhu yumşatır, dinginlik verir, yerseniz tabi.

61 xx 061 plakalı Volkswagen Touran araç sahibi, buradan sana seslenmek istiyorum, alkollü araç kullanmak çok tehlikelidir. Şayet alkollü değildiysen lütfen ileri sürüş gerekmez, normal sürüş teknikleri konusunda tekrar eğitim almanı öneririm. Ayrıca ani hızlanmalar ve yavaşlamalar benzin tüketimini artırır. Tabi diyebilirsin ki ben hepsini biliyorum ama Trabzonluyum, ne yapayim? Eyvallah demek düşer bana bu durumda.

Geçen nerde gördüm hatırlamıyorum, sevgiyle çalışan makina yapmışlar! İşte budur dedim, küresel ısınmaya, savaşlara, yoksullağa ve kirlenmeye karşı en iyi çözüm. Seviyorsun çalışıyor, sevmezsen çalışmıyor. Kendi bilgisayarımdan biliyordum aslında, biraz hibrid bir versiyon benim ki, elektrik ve sevgiyle çalışıyor. Sevgiyle elektriğin bir alakası var diyenlere buradan selam ediyorum.

Hala seyretmemiş olanlar için The Science of Sleep'i kat'iyetle tavsiye ederim. Rüya görmek ve dahi rüyada görülmek üzerine bir güzelleme yazmak isterdim ama şu anda sadece bir konuya odaklanabilecek bir konsantrasyona sahip değilim, bu yüzden iyisi mi filmi seyredin.

İşten çıkınca Ankara'ya gitmek enteresan bir şeymiş, ben bugün, yani aslında dün bunu gördüm. Hiç bir hazırlık yapmadan, aniden, eve gider gibi başka bir şehre gitmek, belki biraz nefes almak, hiç değilse yol tepmek, güzelmiş.

Kuş cıvıltıları ve cırcır öten bir takım böcek sesleri arasında uyanmak, sonra serbest çağrışıp onları yazmak da güzelmiş. Aklımdan geçen bir sürü başka şey daha vardı ama onları unuttum, hatırlayınca yazacağım, söz!

Perşembe, Haziran 07, 2007

Yağmurun Halleri

Soru :

Yağmurlu havalarda insanoğlunun büründüğü halleri sayınız ve açıklayınız.

Cevap:

1. Şükür hali : Çeşit çeşit ısınmalar nedeniyle kurak geçen bir bahar yaşayan ülkemizde yağmurun yağmasıyla birlikte ilk hissedilen şey sevinçtir. Suyu israf etmeyin, susuz kalabiliriz denilen bir yerde daha ne olabilirdi ki?

Başka sebepleri de olabilir bu halin, mesela uyanınca pencereden görünen ağacın her zamankinden daha parlak bir yeşile bürünmüş olması çok güzel. Camı açınca gelen toprak kokusu da güzel. Ufuk çizgisinin görülebildiği bir yerden bakınca sanki tüm dünyada yağmur yağıyormuş gibi bir hissetmek de güzel.

2. Duru bir dinginlik hali : Sanki tüm doğa sakinleşiyormuş gibi geliyor bana. Serçeler, martılar, kediler ve bilimum canlılar korunaklı bir yere çekilip huşu içinde yağmuru izlerken ister istemez bir sükûnet, bir dinginlik hali çöküyor üstüme. Sokaklar da daha az insan yürüyor, tadını çıkararak. Yağmurda koşanlardan olmaz bizim orada, bu da güzeldir mesela.

3. Ruhun yıkanıp paklanma hali : Saçlarıma düşen yağmur suyu süzülüp kafa derime temas ettiği zaman büyük keyif alıyorum, saçlarım tümüyle ıslanana kadar sürüyor bu. Yağmur suyunun saf olması ve hiç bir elektrik yük taşımaması nedeniyle olabilir tüm bunlar. Bunun yanında her şeyin yıkanıyor olmasıyla insan da kendini yıkıyor, paklıyor olabilir.

Salı, Haziran 05, 2007

Sevginin Kaynağı

Bir yerlerde şöyle yazmışlar:


Ah sevgili, bilir misin, bilmezsin; seni parlatan ancak benim içimde parlayandır. O parlayan ki benden değildir, benim içimdeki başka bir şeydir.

Ve sevgili; sen kapılarını kapattığın vakit, parıltın da sönüverir.

Korkarım ben, o seni parlatan güneşin kendimden olduğunu sanarım diye.

...

Sevgi öyle bir şey ki, ancak O'ndan gelir, çağlayıverir ancak önüne set koyanda kabahat.

Ben bir nehrin yatağıyım, ancak o sular ki Rahmet-i Rahmandır, oldukça çağlayabilirim. Nereye akacağımı da bilemem, O'nun gönderdiği damlalar nereye yönelirse, ben de oradaki nehir yatağı olurum.

Yalnızlık

Bir zamandır toparlayıp yazamıyorum, bugün şunu okudum, biraz daha susmakta fayda var. Belki başka şeyler yazarım...

...

Bir de şunu farkettim, belli bir tarihten önceki yazıların etiketi yok, bana bu konuda yardım edecek birileri olabilir mi diye düşünmedim değil.

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de