neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Ekim 22, 2007

Sanat

John Fowles'un Koleksiyoncu'sundan:

Bir insanda kendinin en uç sınırına kadar gitme arzusu varsa, sanatının aldığı şeklin önemi kalmaz. Sözcükleri, boyaları, sesleri ve hangi anlatım aracını kullanırsa kullansın.

(...)

Sesine katlanırsın ve başka seçim şansın olmadığından konuşursun. Ama önemli olan ne söylediğindir. Yüce sanatı da ötekilerden ayıran da budur. Teknikleri kuvvetli insanlar her çağda karınca gibi sürüyledir. Hele de evrensel eğitimin baş tacı edildiği bu çağda.

Salı, Ağustos 21, 2007

Ben Yaptım Oldu

Ben Deryik'ten duydum, sonra bir google araması ile TNT'nin kendi sayfasına ulaşmaya çalışırken aslında pek çok mecrada, gazetelerde, dergilerde bundan bahsedildiğini gördüm. Belki benim gibi haberi olmayan vardır diye yazayım dedim.

Üstelik sahiden oluyormuş, öyle masal ülkesindeki kadar uzak değilmiş. Dün arayıp gelin alın şu kitapları dedim, bugün gelip götürdüler. Bir de teşekkür ettiler. Olur mu öyle şey, ben teşekkür ederim, dedim.

Yalnız telefonda biraz çok olduklarını söylemeyi unutmuşum. Adamcağız görünce biraz şaşırdı, yardım istedi. Arabasına kadar yardım ettim artık.

Eskiden reklamların sonuna `bir telefon kadar yakınız´ diye eklerlerdi. İşte aynı onun gibi, çekinmeyin, bir telefon kadar yakın sahiden.

Çarşamba, Ocak 31, 2007

Sevecek

cras amet qui numquam amavit
quique amavit cras amet
- - -
asla sevmeyen yarın sevecek
seven de yarın sevecek


John Fowles-Büyücü'den

Cumartesi, Temmuz 02, 2005

çok sıcak..

hava çok sıcak ve her nasıl oluyorsa sanki eskiden olmadığı kadar çok etkileniyorum sıcaktan. kafam karışık. biraz kızgın, biraz da kırgınım. özensizlik, coşku eksikliği ve olduğu kadarıyla yetinme durumu beni çileden çıkarmak için yeterli. kapalı kutulardan da hoşlanmam. ne yapacağım peki? göreceğiz..

-----

iki yeni kitabım var, biri kalın biri ince:
Lunapark Kapandı- Mario Levi
Kabuk Adam- Aslı Erdoğan

bir kitabın ilk cümleleri çok önemlidir derdi bir hocam, ben de buraya yazayım bari:

"Hayatım, ardımda bıraktığım büyük kayıplar ve ölümlerle dolu... Ben seri cinayetler işleyen bir suikastçıyım !.. "

"Bazen insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı veremez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutamamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı."

Pazar, Mayıs 22, 2005

Aşk bahsi..

Birden anlıyor ki hiç aşık olmadı hayatta. Arzuladı ve arzulamaktan hoşlandı. Sevişti ve sevilmekten hoşlandı. Tatmin oldu ve tatmin etti ama hiç aşık olmadı.

...


-Arayan bulmazmış. Ama sadece arayanlar bulabilirmiş, değil mi Zehra?

Zehra'nın verecek cevabı yok. Bu dili bilmiyor. Bu dili bilmediğini bilecek kadar zeki Zehra. Zekanın ispatı insanın bildiklerinde değil, bilmedikleriyle kurduğu ilişkide.

...

Ne dünüm, ne de yarınım. Ne gölgesinden kaçtıklarım, ne de hangi istikamete yöneldiğim. Düşünmek dahi istemiyorum bunları. Mümkünse kopmak tüm bağlardan, yarını garantiye alabilmek için bugünü rapt eden, zapt altına alan tüm kontratlardan. Bir toz kütlesi gibi uçuşmak havada. Öylesine hafif, öylesine bakir. Bir şey olmamak, bir yere varmamak istiyorum ki, attığım her adım beni senden uzağa savurmasın. Burada kalsam, bu anın bağrından çıkmadan. Bebek benim içimde büyüse, ben senin içinde. Ben senin en güzel sırrın olarak kalsam.

...

Kalmadı lüzum aramaya, ben bulamadan daha neyi aramakta olduğumu, aradığım çıktı karşıma burada. En yasak, en ırak, en yabancı olanın suretinde geldi buldu beni aşkın.

En yasak, en ırak, en yabancı olanın suretinde geldi buldu beni aşk...

...

Beşpeşe'den..
370 numaralı sayfalar civarı

kuklalar..

"Önce Hacivat çıkar sahneye, anında başlar mukaddime. Anlatır da anlatır, itiraz eden yok nasılsa, ama işte çok geçmeden başgösterir sıkıntı. Hacivat'a bir yar, bir eğlence gerek. Eğlenebilmesi için kendine zerre kadar benzemeyeni bulmalı. İnsan tezatına nasıl da muhtaç. Sahnenin öbür ucundan giriverir Karagöz. Eğlence mi arzulanan, iyi ya o burada işte. Kavga kaçınılmazdır birbirini böylesine tamamlayanlar arasında. Bir de bakmışsın ki ne denli kalabalık etrafın, hiç bilmediğin bir curcuna. Tuzsun Deli Bekir, Uzun Efe, Kanbur Tiryaki elinde esrar çubuğuyla, Altı Karış Beberuhi ve cümle cinler ve periler ve cadılar ve cadalozlar doldurmuş sahneyi... Bir de bakmışsın ki almış başını yürüyor zill-i hayal, seni de katarak içine. Zehra tek tek okşuyor kuklaların saydan vücutlarını, kendinden geçiyor isimleriyle. "

...

"Ne çok kukla var. Her birinin kostümü, özellikleri, dilleri başka başka. Bunca çeşitlilik akılları karıştırsın diye belki de. Dışarıdan bakan herkes seyircidir bir oyuna ve her seyirci sadece kuklaları görür. Bir tek kişi hayalbaza bakar sadece: çırağı! Bir tek o durur perde arkasında, hazırlar kuklaları, tek tek sıraya sokar. Bir tek o bilir ve görür oyunun ardında yatan dolanı, dolanın ardında yatan hüneri."

...

"Hiçbir çırak çırak kalmak istemez belli bir noktadan sonra. Unutma ki her çırak usta olmak için girer bu yola. Gün gelir boynuz kulağı geçer, çırak ustaya ihanet eder. Gün gelir sen hayalbaz olursun bu perdede; kuklalar aynı, oyun farklı.

Seyirci gene anlamaz.

Ama işte bir tek kişi, bir tek usta anlar. 'Yıktın perdeyi eyledin viran' ustadan çırağa sitemdir aslında, hayalbazdan seyirciye gönderilmiş bir hitap değil. Çırak bilir önceden; bilir ki yıkacak bu perdeyi, kusuru için af dileyecek gün gelip o da usta olduğunda bu zill-i hayalde."

...

Beşpeşe'den.
360 numarali sayfalar civarı..

Pazar, Mart 27, 2005

nedir aşk?

"... Geçen yıl Aziz Augustine'in İtiraflar'ını okuyordum gülmekten yerlere yatarak. Demek bin küsur yıl önce düşünceler bu denli naifmiş derken baktım adamcağız deli gibi aşık. Tanrıya ve kızlara. Sonunda öyle bir yere getiriyor ki mantığını, o mantığı kullanarak kendi içinde öyle tutarlı şeyler söylüyor ki kitaba defalarca geri döndüm bitirdikten sonra. Adam tanrıya olan aşkı kadınlarda buluyor ve onlarla her yatağa girişinde tanrım ben ne yaptım, nasıl oldu da seni bir başkasıyla aldattım diye dövünüyor. Ama yatak sefalarından vazgeçemiyor. Tapınmak, düvünmek, ve aşık olmakla olmamak arasında gidip gelişlerini yazarak rahatlayabiliyor yalnızca. Kendine işkence etmekten doğru düzgün yaşayamıyor ve sonunda ölmeye yatıyor. Âşık olma durumunu çekilmesi gereken bir ceza olarak görüyor ve ben cezamı en iyi nasıl çekerim, kendime daha çok nasıl acı veririm diyerekten tam da seçtiği dinin istediği biçim bir yaşam sürüyor. Bana kalırsa kende de o kızlara da yazık ediyor. Yapacak binlerce şey varken aşkla zaman yitirmenin âlemi yok. Ama sevgi ayrı şey bak. O gerçek bir duygu. Akıllı duygulardan. İçinde mantık da barındıyor. Sorunu şimdi bir daha sorsana."

"Sen hiç sevdin mi Fırat?"

(Beşpeşe, Sayfa 245-246)

Perşembe, Şubat 10, 2005

istanbul'da kış, uzak..

istanbul'da kış var uzun zamandır. istanbul için yeterince uzun bir zaman. etraftaki manzaraya bakıp, uzak'ı hatırlamamak elde değil. o güzel filmi.. uzaklar beraberinde yolları, yollar yürümeyi gerektiriyor. çok zamandır ben de evde tıkılı kaldığımdan olsa gerek, yürüme ihtiyacı hasıl oldu. çok zamandır ihtiyacım olan kitaplara doğru döndüm yüzümü. ve tabi ki oruç aruoba! yürüme'ydi dikkatimi çeken. işin ilginç yanı, okurken yürüyorum da, okuma bittiginde bir yere varamamış oluyorum. yazarın bir diger kitabında bahsettiği gibi, aslında zaten varamayacağımı bildiğim halde okuyorum. ve aynı zamanda varmamayı isteyerek.

şöyle yazıyor 69/1 'de:

Yol, kendine bir yer bulamamış
kişinin özlemidir.

Kendi yerini yerleşiklikte
bulamayan kişi,
onu yolculukta arar.

Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu;
bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki
bir durumsa -- kişinin durumu da,
hep, öyle, ya da böyledir...

..
şüphesiz ki, bu kitap yolculuğunu bir kitapla sınırlandıramazdım, zaten buna kalkışsam bile başaramazdım. nazan bekiroğlu'nun yûsuf ile zuleyha'sı da 10 şubat'05 tarihiyle okuma alanıma girdi. okuma alanı da nedir, diye düşününce şimdi kendi kendime, aslında benim hayatımda olan, fakat benim kendime bile söylemediğim bir şeydir. bir masa lambasının masanın üzerinde belirli bir alanı aydınlatması gibi, benim de okuma alanıma belli sayıda kitap girebiliyor ve sonra yenileri..

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de