neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

Çarşamba, Kasım 14, 2007

Dörtlük

Kendinizi anlatan dörtlük adı altında bir mumdur, iki mimdir dolanıyor ortalıkta bir süredir. Şimdilerde tüy gibi olan Deryik vasıtasıyla biz de şenlendik. Ve fakat fazlaca şiir okumayan biri olarak 1 Kasım'dan beri düşünüp duruyorum. Yo hayır, şiir sevmediğimden değil. İyi şiiri severim velakin iyi şiirin peşinde koşmak lazım. Ha diyince, karşına gelmiyor.

Buyrun, sizleri Brecht ile başbaşa bırakıyorum:

nasıl olduğunu yaz bana! rahat mı?
sana neler yaptıklarını yaz bana! cesaretin yetti mi?
ne yaptığını yaz bana! iyi şeyler mi?
neler düşündüğünü yaz bana! beni mi?

sorulardır sana bütün verebildiğim,
ve gelen yanıtları kabullenmeliyim.

Pazartesi, Kasım 12, 2007

Kasılmayan Pazartesi

Kasım ayının nerdeyse ortaları. Hava düpedüz sıcak. Güneş hem dışardaki, hem de içerdeki sokakları aydınlatmakla meşgul. Oda sessiz. İnsanlar dingin. Ağaçlar serin fakat nazik bir rüzgarda yapraklarını titretiyor.

Bu kadar.

Pazartesi, Kasım 05, 2007

Kasım Kasım Kasılan Pazartesi

Dün gece kendimi düşünürken yakaladım: İstanbul tümdengelim, Ankara tümevarımdır. Başka şeyler düşünüp bunu unutmak tehlikesine karşı, unutmadan hemen uykuya daldım. Pek çok rüyalar gördüm.

Gece elektrik kesilince uyandım. Kesintisiz güç kaynağı benim için kesintili uyku kaynağı olmaya başladı bir kaç gündür. İşyerine götürmeye karar verdim en kısa sürede. Yoğun bir şekilde yağan yağmuru seyrettim sokak lambasının ışığında. Uyudum sonra yine.

Sabah uyandığımda yağmur sürüyordu. Kahvaltıda yeni bir kitaba başladım. Tek başıma yemek yiyemem ben. Ya birileriyle konuşurum ya da bir şeyler okurum.

Kahvaltıdan sonra mikrodalgada kek yaptım. 15 dakikada aynı browni gibi oldu. Çikolata eritip döktüm üstüne, leziz oldu.

Sevdiğim şemsiyemi aradım, bulamadım. Halbuki evde olduğunu düşünüyordum, değilmiş. Halbuki işyerinde de değildi. Eski şemsiyemi çıkardım. Kendisiyle pek çok hatıralarımız vardır. Kapı kırmak için, ıslanmamak için, yere düşmemek için, arabaların sıçrattığı sulardan korunmak için hep kendisinden yararlanmışımdır.

Yola çıkınca yine bir yabancılık hissi yakaladı. Şemsiyenin uçlarından aşağı doğru inen bir kafesin içinde gibiydim. Yağmurdan saklanmış kediler gördüm yolda, selam verdim. Evden çıkmadan da pencerenin önündeki güvercinlere bulgur verdim.

Belediye başkanını yağmurda yürütmeli bu caddelerde sokaklarda diye düşündüm. Sokağın her yanını dolanan minik dereler, çatılardan düzensiz bir şekilde dökülen sular, düzensiz kaldırımlar... Hepsi güneşli günlerde göze görünmeyen, yağmurda hayatı zorlaştıran detaylardı. Çok mu zor yağmurda yürüyüş standardizasyonu sağlamak? Aç insanlar varken, buna gerek yok dedi bir ses. Sustum.

123 basamak tırmandım yine. Basamakların yanından çağlayan genç irisi dereciğe hayretle baktım. Geçen gün orada oturan fare şimdi herhalde şu deliğe sığınmıştır. Islanan paçalarımın beni üşüttüğünü farkettim. Bu yağmur da düzgün yağamaz mıydı? Neyse şimdilik yağsın, ilerde onu da öğrenir.

Bir Başka Hayal

Bu da "söğüt ile defne" için, 2 kasım tarihli Radikal'den.

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de