neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

Pazar, Mayıs 22, 2005

kuklalar..

"Önce Hacivat çıkar sahneye, anında başlar mukaddime. Anlatır da anlatır, itiraz eden yok nasılsa, ama işte çok geçmeden başgösterir sıkıntı. Hacivat'a bir yar, bir eğlence gerek. Eğlenebilmesi için kendine zerre kadar benzemeyeni bulmalı. İnsan tezatına nasıl da muhtaç. Sahnenin öbür ucundan giriverir Karagöz. Eğlence mi arzulanan, iyi ya o burada işte. Kavga kaçınılmazdır birbirini böylesine tamamlayanlar arasında. Bir de bakmışsın ki ne denli kalabalık etrafın, hiç bilmediğin bir curcuna. Tuzsun Deli Bekir, Uzun Efe, Kanbur Tiryaki elinde esrar çubuğuyla, Altı Karış Beberuhi ve cümle cinler ve periler ve cadılar ve cadalozlar doldurmuş sahneyi... Bir de bakmışsın ki almış başını yürüyor zill-i hayal, seni de katarak içine. Zehra tek tek okşuyor kuklaların saydan vücutlarını, kendinden geçiyor isimleriyle. "

...

"Ne çok kukla var. Her birinin kostümü, özellikleri, dilleri başka başka. Bunca çeşitlilik akılları karıştırsın diye belki de. Dışarıdan bakan herkes seyircidir bir oyuna ve her seyirci sadece kuklaları görür. Bir tek kişi hayalbaza bakar sadece: çırağı! Bir tek o durur perde arkasında, hazırlar kuklaları, tek tek sıraya sokar. Bir tek o bilir ve görür oyunun ardında yatan dolanı, dolanın ardında yatan hüneri."

...

"Hiçbir çırak çırak kalmak istemez belli bir noktadan sonra. Unutma ki her çırak usta olmak için girer bu yola. Gün gelir boynuz kulağı geçer, çırak ustaya ihanet eder. Gün gelir sen hayalbaz olursun bu perdede; kuklalar aynı, oyun farklı.

Seyirci gene anlamaz.

Ama işte bir tek kişi, bir tek usta anlar. 'Yıktın perdeyi eyledin viran' ustadan çırağa sitemdir aslında, hayalbazdan seyirciye gönderilmiş bir hitap değil. Çırak bilir önceden; bilir ki yıkacak bu perdeyi, kusuru için af dileyecek gün gelip o da usta olduğunda bu zill-i hayalde."

...

Beşpeşe'den.
360 numarali sayfalar civarı..

Cuma, Nisan 15, 2005

bazen..

bazen farkediyorum ki, {ya da az once farkettim ki} ne kadar yuzlesirsen yuzles, ne kadar kazıyıp atarsan at, bazi seyler hic gitmiyor insanin icinden, veya her neresiyse orasindan. insanlarin cocukluklarinda yasadiklari acilarin neden ileride bir gun hortlayip gelebildigini simdi daha iyi anlayabiliyorum galiba. belirsizlikler ummani su dunya, yine galiba'lamaya basladim, iyi mi? insanin ic'i garip bir yer olsa gerek, zaman zaman depresen, zaman zaman durulan, cosan, kosan, garip bir sey. her nasil bir seyse.. kabul ediyorum hocam, yazarken ciplakmis gibi davranamiyorsun, bir seyleri gizliyorsun demistiniz.. sanirim korkuyorum.. ne yapayim..?

Pazar, Nisan 03, 2005

Aç gözlerini, bak şu dünyaya..

bir insan yavrusu doğar, kısa süre sonra açar gözlerini bakar etrafına.. uzunca süren bir karanlıktan sonra nasıl bir duygudur kimbilir. kedi yavrularının gözleri biraz daha geç açılıyor. ne şekerdir o yumuk gozler. paytak paytak yürüyüşler.. pati yordamiyla annenin memesini bulmalar.

işte başlıyor yeni bir hayat. iki babalı, bir analı çocugumuz gozlerini açıyor yavaş yavaş. aydınlık olsun bir ömür boyu yolları. büyüsün, yürüsün, konuşsun, ana-babasina gurur versin. Allah anali babali buyutsun, bahtini acik etsin.. ne diyelim..

İstanbul..

"Senden bahsediyorum, sokaklarından insanlarından kalabalıklarından yalnızlıklarından bahsediyorum; kelimelerimin arasına saklıyorum yüzünü, yüzlerinin içine gömüyorum kendi yüzümü. Ne de olsa elimi dahi sürmeden, dokunmadan, taşıyabilirim seni avuçlarım arasında. Ara sıra açar kaparım ellerimi, uç artık, uç biraz uzağa diye, sen inadım inat, taşı çatlatan inadınla yapışır kalırsın tenimde. Ne evimdin, ne de evsiz kaldım sende. Ne geçmişim sende mühürlüydü, ne de bir gelecek vaadi umdum senden. Arada bir yerlerde, bilmez gibi ara yerlerin tehlikesini, hani şu taife-i cinin hep çarptığı eşiklerden birinde sıkışmış kalmış sana olan aşkım şehr-i İstanbul. Kimseye göstermiyorum ne seni ne beni ne bizi. Görmesinler ki yabancılar, görmek zorunda kalmayayım yabancılığımı. Seni düşünmek şehir, ne kadar zormuş."

Elif Şafak .. 03.04.2005


koku gibi siniyorsun üzerimize, terk edip gitmeyi bilmeyen.. nasıl bir kokusun sen? Baharatlı mı, acı mı, yoksa tarçın gibi misin? ah, ne zor sensiz olmak.. düşünmesi bile güç. ayırmasın Allah..

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de