neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

Pazartesi, Mayıs 08, 2006

yorgun

ben niye bu kadar yorgun hissediyorum kendimi? eskiden herşeyi yapmak için yeterince gücüm vardı, şimdi sorun nedir? hayal kırıklıkları? yanlız kalmış olduğunu hissetmek? başka.. ? bilmiyorum işte. hayalini kuruyorum sıradan olmayan şeylerin. ama bu sefer de bozguna uğramak istemiyorum. sonra bir de hayatımdaki her şey sanki gelip maddiyata dayanıyormuş gibi hissediyorum. halbuki hiç de öyle değil. belki de öyle. değil. öyle. değil. öyle.. ? ^!&? böyle kavga ediyoruz biz yanlız başımıza kalınca. biri bir gün kafasına sopayı yiyecek ve diğeri devam edecek. sen diyorum burdan, sesleniyorum. kimse duymayınca kendime sen diyorum. ben'e sen diyince, sen'e ne demeli? ben mi demeli? işte öyle sen'li, ben'li konuşuyoruz. gel katıl diyorum. katılmıyorsun. kendime daha fazla güvenmek istiyorum. işler daha iyiye gitsin, daha iyiye gitsin, çok iyiye gitsin istiyorum. iş derken sadece iş değil, her şey işte hayatımda ki. toparlayacağım, toparlayacağım ve daha iyi olacak. bir de sen gelseydin, iyi olacaktı..

Pazar, Mayıs 07, 2006

bulut


hepimiz diğer çıt'ını arayan bulutlar mıyız? o diğer bulutu bulunca çıtlarımızı çarpıştırınca şimşek çakıp yağmur mu yağacak? her bir damla rahmet mi olacak toprağa düşen? sonra çiçekler mi açacak? ağaçlar falan yeşerecek değil mi? küçücük bir çekirdekten asırlık çınarlar hayat bulacak mı?

foto

Çarşamba, Mayıs 03, 2006

yağmur

SANA YAĞMUR DİYORUM

(gidersen hani sığınaklarım?
eksilir, zarar kalırım
kalırım!
yeni günün tenine dağılır yaralarım
sana yağmur diyorum…)

uzun boylu umuttun
tadında unutuldun
nerde büyük uçurumların
kış suların, yaz uykuların?

sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan
yağ da ıslanalım, ama uslanmayalım
uslanmayalım!

gün, vursun yükünü gecenin hırkasına
yol, vursun sesini uzaklığın pasına
sesime kibrit çaksan tutuşacağım
sargısızım,
çoğalırım;
çoğaldıkça arsızım
sana yağmur diyorum…
en haklı aşk,
alkışsız sürebilendir
ve en haklı kavganın öznesi
ölmemek için dövüşürken de ölebilendir…

o an
işte o an
ey bizi ayrı takvimlere düşüren zaman
yere bir bahar dalı düşmüş gibi mi olur
sıradağlar mı tutuşur bağrının orta yerinde?

yeter
kan sıçratmayın sabahın seherine
boğulursunuz
boğulursunuz!

YILMAZ ODABAŞI

Salı, Mayıs 02, 2006

bir mayıs

kadıköy'de toplanan kalabalıklar sayesinde farklı bir pazartesi yaşadım. ikindi sularına kadar rahat bir çalışma temposuyla geldikten sonra alışverişe çıktım. bir şey alacağım vakit çok fazla aramak istemiyorum. tam da alacağım, almak istediğim gibi bir şeyi hemence bulayım istiyorum. aksi gibi, aklımda, zihnimde beliren imgeyi aktarmakta zorlanıyorum. karşımdaki adama şöyle bir şey istiyorum diyemiyorum ki. bu olmaz, bu da olmaz, hayır hayır o da olmaz. bazı yerlerden adımlayarak çıkıyorum zaten. neyse çok şükür bugün girdiğim üçüncü mağaza da aradığımı buldum, çok mutlu oldum. Allah affetsin, çok yerde bakıyorum da, malzemeyi ziyan ediyorlar, yani o malzemeden güzel şeyler çıkabilecekken özensiz işçilik ve zevksiz model seçimiyle berbâd ediyorlar.

oradan çıkıp cemal reşit rey'e yollandım. {...} buraya bir sürü şey yazmıştım. sonra sildim. detayları burada anlatmak çok gereksiz. diyeceğim şudur, müthiş bir akşam geçirdim. ffevkalade el üstünde tutulduğumu hissettim. çok teşekkür ederim.

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de