Evde geçen bir cumartesiden sonra şaka gibi bir pazar günü yaşadım. Yataktan hadi gel kahve içelim sesiyle çıktım, ne olduğunu anlamadan yola düştüm.
Beşiktaş motorunda arkamda oturan saçı başı pek hippi görünen iki çocuk konuşmaya başladılar:
a Sabah namazına kalkamadım yaa!
b Niye ki?
a (Okkalı bir küfür savurur) ... yaptığım şeytan rahat bırakmıyor ki!
b Kazasını kılsaydın ya.
a Sabah namazının kazası olur mu?
b Niye olmasın?
a Bilmem, olur gibi gelmedi bana.
Sonra motor gürültüsünün içinde inceden bir sızlama duyuldu; keman çalan adamı görünce gözlerim faltaşı gibi açıldı. Boğaza karşı fena da olmuyordu hani. Tekrar bu şehri sevdiğim geldi aklıma, kafama takmadım.
Karaya ayak basınca özlemiş bir seven insan buldum. İnsanın boğazın her kıyısında kendisini seven biri bulması güzel şey dedim. Yok yok, öyle düşündüğün gibi değil. Sonra yine şehri sevdiğimi düşündüm ama sonra hemen savdım bu düşüncemi.

İlk gidilen mekan kahvaltı için gelen onca insana rağmen zift gibi çayı dayayınca burnumuza, böyle çay mı olur diyip kalktık. Hazır şehirde hala kuşlar varken köfteci minibüsünde satılan leziz çayımızı denize karşı yudumlamayı tercih ettik. Tam çaylar biterken serçeler poz vermeye başladı, kırmadık tabi onları. Sonra yine tam düşünecektim, düşünmedim.
Sonra masallar alemine gönderdim onu ve yine kendi kıyıma dönmeyi düşledim. Bir de baktım o bana gelmiş, yeni bir maceranın kollarında buldum kendimi. Güzel insanlar gördüm. Sonra yine düşünecektim, düşünmeden yola çıktım.
Şehrin bir başka kıyısına gittim, yine bir bekleyen vardı. Birileri bana şaka mı yapıyordu? Koltuklarım kabardı, önemli hissettim kendimi.
Sonra bir adam gösterdi bana, ilginç bir adamdı. Başında mavi beresi, üzerinde montu, havuzun başında durmuş hep aynı yöne bakıyordu, on dakika boyunca baktı. Ben bilmesem de zaten bir saattir orada bakıyormuş. Yanına gittik, aldırmadı. Düşünmedim tabi.
Çay içtik Ayasofya'nın gölgesinde, konuştuk. Sonra o yüce ağaçlara bakarken aklıma beş yaşındaki Burak geldi.
a Burak dikkatli ol!
b Babam bana dikkati öğretmedi ki!
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı, düşündüm. Evet işte, seviyordum bu şehri. İyi ama babam bana sevmeyi öğretmemişti ki.