neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

Cuma, Mayıs 19, 2006

yolda

Evet, kisaca yolda. Simdi tramvay bekliyorum. Sonrasinda besiktas'a ulasip motorla uskudar'a gecmeliyim. Yolda olma durumunu ve yolcu olma halini sevdigimi hep soylerim zaten. Simdi bunu anlatmayacagim. Vapurda'ya gelen olumlu yorumlarin yan etkisi var uzerimde. Ya bu sefer o kadar iyi olmazsa? Evet bu sefer uzun ve sıkıcı olabilir mesela.

Bazen huzunle bitmez, gece karanlikmis gibi gelmez. Yolculuk bazen hic beklenmedik yonlere dogru evrilebilir. (Tramvaydayim artik) Yolcular yeterince hayalperest ve hayallerinin pesinden gidecek kadar cesaretli olursa, inip trenden, alisilmadik bir yone dogru raylari doserlerse, tren; daha once hic gidilmemis diyarlara dogru yavas da olsa yol alabilir. Ne ilginctir ki simdiye kadar hic bir tren yolcusu yapmamistir boyle bir sey. Niye herkes daha once dosenmis ve binlerce kez gidilmis bir hatta gidip gelir ki?



Evet, bazen huzunle bitmez, dizinin sonunda seyirciler mutebessim, rahata ermis bir cehreyle ayrilirlar ekran basindan. Kahramanlarimiz daha once oldugu gibi kendi koselerinde gulumsemektedir. Ne yazik ki buna ragmen oyuncular cekim bitince evlerine giderler, eski bilindik ve belki sikici yasamlarinda sikilmaya ve mizmizlanmaya devam ederler. Bizse sette yasamaya devam ederiz. Sevincimizi yasamaya devam etmek icin sonra ki bolumu beklememiz gerekmiyor. Muhdekulade !

Inmedim henuz tramvaydan ama yazmayacagim daha fazla da. Cok sey var kafamda ve bir siraya girip dokulmuyorlar parmaklarimdan. Biraz da kendime begendiremedim soylediklerimi. Ama kizmiyorum yine de kendime. Cunku bazen konusmak pek gereksizdir. Sadece susmak gerekir. Mesela tasvire gucun yetmeyecek kadar guzel seyleri anlatma istiyaki duydugunda...


foto

Pazar, Mayıs 14, 2006

vapurda

Bazen geriye sevinc kalmaz, buruk bir deniz manzarasi kalir karanlik. Gecenin icinde ilerleyen vapurun sessiz sedasiz kaybolmasini umarsin. Kaybolsun ve tum bu seyler bilinmezligin dehlizinde yokolsun diger faniler icin. Ya vapurun icindekiler? Onlar obur tarafa ciksinlar, sorgu sual terlesinler, terazinin iki kefesine bakip titresinler. Dolunay var, ayin savki denizin ustune vuruyor. Kaybolmak icin ne guzel bir gece... Kimseye anlatamiyorsan mehtabi, ne anlami var ki karsi kiyiya varmanin. Daha net anlatayim mi sana bu geceyi? Kahramanlarinin tumunun mutsuz oldugu bir dizinin bilmem kacinci bolumunun son dakikalarindayiz. Farkli koselerde, farkli hikayeler icinde insanlar buruk bir sekilde devami haftya yazmasini bekliyor. Isin kotusu dizinin kahramanlari bir daha ki bolume kadar kendi hayatlarina donuyorlar. Biz sette yasamaya devam edecegiz. Biz genc insanlariz, nedir bu bikkinlik? Bilmiyorum iste. Hayata dair umutlarimdan kalanlarin birazi daha gitti bu gece. Aksi gibi kaybolmadik da. Az sonra iskeleye yanasacagiz, eve yuruyecegim, gormeyi umdugum kisileri bulamayacagim. Isteyerek gittigim bir evim ne zamandir yok? Bilmiyorum. Gucum de tukeniyor, tum bunlarin devamini yururken dusunecegim, bak halati da bagladilar... Kaybolamadim yine, ne senle, ne de tek basima. Sen zaten ustune alinmiyorsun. Bos ver...

şöyle böyle

pazar sabahı, uyuyamadım. dokuz buçukta uyanıp kahvaltı yaptıktan sonra her zaman yaptığım gibi tekrar yatağa gömüldüm. ama uyuyamadım. düşünceler kafamın içinden akıp gidiyorlar. onları durduramıyorum. kalkıp bu akıp giden şeyleri bir mecraya sokarak budama yolunu seçtim. işte bu sebeple buradayım. ne söyleyeceğim? bilmiyorum. çok zaman yaptığım gibi birbirinden bağımsız ilintisiz cümleler topluluğu olacak yazılanlar. harfler, sözler saçılacak etrafa. eskiden tüm düşündüklerimi ve söyleyeceklerimi bir gün gelip sıraya koyabileceğimi, mantıklı bir akış içinde verebileceğimi hayal ederdim. artık umudumu kestim. yapabilirsem ne âlâ fakat yapamazsam da çok ukde olmayacak içimde. çünkü artık zor bir hadise olduğunu düşünüyorum. yapanlara hayranlık duyuyorum. tebrikler. bugünlerde geçmiş dönüp dolaşıp önüme çıkıyor veya bir şekilde ben döndürüyorum feleğin çarkını. çark değil mi bu, dönüp dönüp başa gelmiyor mu zaten? niye şaşırıyoruz o zaman? çok da yaratıcı değil bu durumda tarih tekerrürden ibarettir demek. her çember gibi dönüp dönüp aynı yere gelmesinden daha doğal ne olabilir ki? belki o zamanlar çember formunun detaylarına haiz değillerdi kim bilir... neyse, clever yumurtadan çıktı sonunda. uzun zaman uzaklardaydı. neredeydi bilmem. ama tam da benim geçmişten bahsetmeye başlamamla birlikte ortaya çıkması ilginç oldu tabi. sonra tosantosun ile konuştuk dün, benzer bir geçmişin bugüne taşıdığı insanlar olduğumuzu filan farkettik. sonra mesela geçtiğimiz perşembe samatya civarına gittiğimde mühim bir dostumun daha hayatıma çok teğet geçtiğini farkettim. ilginç detaylar bunlar. kendimi altın yapmaya yaklaşmış bir simyacı gibi hissettim. anlatamadım değil mi yine? boş ver. clever sözlenmiş ben görmeyeli. halbuki ben henüz o kadar büyümediğimizi filan düşünüyordum. sonra bir arkadaşıyla aralarında geçen bir konuşmayı aktardı:


[01:42:58] clever: bence senin ciddi bir karar vermen gerekiyor daha dogrusu bir soru sormalisin kendine.
[01:43:07] clever: çok derine içerilere ulasacak bir soru bu
[01:43:32] clever: sen, acaba aksam eve geldiginde, karsinda filiz'i mi görmek istiyorsun?
[01:44:08] ever&never: evet abi, bunca garip seyler yasadiktan sonra hala diyorum ki, aksam evime dondugumde filiz'i gormek istiyorum.
[01:44:23] ever&never: birlikte yemek yemek, film seyretmek filan istiyorum.
[01:44:38] ever&never: saat sinirlamasi olmadan gozlerine bakmak istiyorum.
[01:44:48] clever: sen fena asiksin be
[01:44:57] clever: çok güzel
[01:44:58] ever&never: sus, kimseye sooleme.



dediğine göre meselenin büyümekle filan alakası yokmuş. işte böyle dediğin vakit oldun sen diyorlarmış. arkasından her şey birbiri ardına geliyormuş filan. ilginç tabii. tebrik ettim kendisini..

Perşembe, Mayıs 11, 2006

geç-miş

her şeyin için çok mu geç-miş? hayır değilmiş. bugün geçmişe gittim. bundan uzun yıllar evvel kocamustafapaşa'da otururduk. şimdi öğrendim ki aslında tam olarak kocamustafapaşa değilmiş, samatya sayılırmış. okul öncesi çocukluğum orada geçmişti. birinci sınıfa başladıktan sonra bir dönem okuyabilmiştim ki, anadolu yakasına taşındık. çünkü babamın iş yeri artık tuzla'daydı. işte o zamandan beri hiç görmemiştim o sokağı, o çevreyi. neden bilmiyorum, gitmemiştim, gitmekte istememiştim. kaya apartmanının dorduncu ve en üst katıydı evimiz. alt katımızda iki bekar teyze otururdu ve onların baş misafiri de bendim! haftada bir kaç kez, iki dirhem bir çekirdek giyinir, tek başıma oturmaya bu teyzelere giderdim. ağır misafir ağırlıyorcasına, gitsin çaylar, gelsin meyve suları, pastalar, börekler... müthiş severdim bu durumu. onları da görmemiştim o zamandan beri. yani onyedi sene. bu sayıyı bile ilk defa bugün farkettim. ne çok zaman geçmiş. işte bugün bir değişiklik yaptım ve o sokağa gittim. cerrahpaşayı soluma aldım annem beni aşıya götürdükten sonra ki dönüş yolumuzu hatırlayarak... denize doğru yaklaşırken, sağdaki sokaklardan biri işte. ıskalamadım bile. neredeyse her şey aynıydı. binalar, kaldırımlar, çocuklar. sakin bir sokaktır, nadiren araba geçer. ve o apartmanı buldum. fakat eski zamanlardakinin aksine kapısı kapalı ve ustune ustluk hangi zile basacağımı bilmiyorum. hafızamı zorlayıp soyadlarını hatırladım ama isimlerini bilmiyorum ve dahi zillerde sadece daire numaraları var. annemi arayıp o vakit kaçıncı dairede oturduğumuzu sordum, 18'di. dört daire olduğuna göre 14'e basmalıydım. düşündüm sonra, kapanmayan bir bina kapısının olduğu yerde, bir çocuğun daire numarasını bilmesine gerçekten hiçte gerek yoktu. kapı açıldı, girdim. girer girmez az ileride soldaki kapıdan pek hoslanmazdim cocuklugumda. burada bir kadın oturur, bazen kapıyı açar gripin almamı isterdi. acaba surekli grip mi oluyordu? simdi dusununce yuzunde et beni olan cadı gibi gozleri olan bir kadın hatırlıyorum. o zaman dahi yaşlı olduguna gore muhtemelen simdi yaşamıyordur. Allah rahmet eylesin. merdivenleri çıktım. takılıp düşünce yumurtaları kırdığım merdivenler. bir gün onların da hikayesini anlatırım. kapı açık, bir kadın bekliyor. şöyle dedim kadına: burada benim teyzelerim oturuyor olmalı. onları yirmiseneye yakın bir süredir görmedim. hala buradalar mı? kadın hatırlamadı beni. esasında bende onu hatırlamadım. yanlış geldin sanırım dedi. hayır dedim. uzun suredir burada oturmuyor musunuz? biz üst katta oturuyorduk. bu sırada içerden benim teyzelerim geldi. bu sırada ben annemin adını telaffuz ediyordum ki, aman da oğlumuz gelmiş diyerekten karşıladılar beni. eski günlerdeki gibi. bir tuhaf oluyor insan. eski evimiz bunun ust katı olduğundan planı da aynıydı. hele o giriş kapısının arkası yok mu, o da ayrı bir hikaye. o evin her noktasında hikayelerim, travmalarım vardır unutulmayacak. tabi o şeylerin travma olduklarını çok sonra, büyücek bir adam olduğumda öğrendim, orası ayrı. oturdum. taze çayları varmış, içiyorlarmış zaten. hemen ikram ettiler. gözleri parlıyordu. oldukca yaşlanmışlardı. ne yapıyorsun, nelerle uğraşıyorsun, nasılsın? sorular arka arkaya patladı. öğrendim ki kapıyı açan küçük kardeşleriymiş, ben küçükken az geldiği için tanımamam normalmiş. halbuki bir sefer görmüştüm ben bu kadını. o zamanda pek hoslanmazdim. çünkü benim teyzelerim kadar önemsemezdi beni. ne kadar ilginç. o minicik halimle ne çok şey düşünürmüşüm. çocukların bakış açısı ve sonraki hayatlarına etkisine bakınca ürküyorum. anne-baba olmak sahiden zor iş. yarım saat kadar oturup çıktım. apartmanın girişinden sağa ve sola doğru elli metrelik bir alandı yaşam alanımız. yegane arkadaşlarım mevlüt ve mehmet'le ve dahi şimdi nerede olduğunu bilmediğim michel ile bu habitatta oynardık, kavga ederdik, yaşardık. sokagın diger tarafları çok yabancıydı, ancak anne baba ile gidilirdi. halbuki oralarda öcü değilmiş, şimdi farkettim. apartmanın çapraz karşısındaki iki küçük binacık duruyordu. neden onlar apartman olmamışlar diye sordum, vakıf malıymış. apartmanın altındaki bakkal kapanmış. gençler orada takılır, 'piyasa' yapardı. o zamanlar bu lafı hiç anlamazdım. piyasa ticari bir şey değil miydi? ama babam öyle diyordu. ben pencerenin dışına monte edilmiş yarım metrelik çıkıntı şeklindeki kafesimde oturur, bütün sokaktaki gelişmeleri takip ederdim. bazen aşağıda piyasa yapan çocukların kafasına bir şeyler atardım eğlenmek için. kendimi çok yüksekte sanırdım o kafesin içinde. halbuki epi topu 4 katlı bir binaydı. farkettim ki eskiden daha büyük algılıyormuşum her şeyi. apartman daha yüksek, murat apartmanının bahçe duvarları kocamandı. okul yolu çok uzundu. şimdi bakınca anlıyorum ki bu daha çok aman çocuktur deyip kısıtlamaktan kaynaklanıyormuş. yani sokağın biraz ilerilerine gitsek ne olurdu ki? sonra yürüdüm eski okuluma doğru, ilk okulum. ben değil miydim bu devasa bahçede koşturan oynayan? sınıfım bile yerli yerinde duruyordu: 1/B. yan sınıf A sınıfydı, aptallar sınıfı diyorlardı. 'mahalleden' arkadaşım mehmet aynı zamanda sınıf arkadaşımdı. o benim defterimi karaladığında bende onun kolalı yakalığını karalamıştım. çıktım sonra, yürüyerek fındıkzade yönünde ilerledim...

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de