neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

Cuma, Mart 23, 2007

Çakıl


Çakıl taşlarım vardır benim, öyle güzeller ki...













Fotoğraf: DECLAN MCCULLAGH

Çarşamba, Mart 21, 2007

Zevkler ve Renkler

Rotası önceden çizilmiş, sorunsuz, kolay ve öngörülebilir bir hayat sürmemizi arzulayan büyüklerimiz(!) sırf iyiliğimiz için zevkleri ve renkleri de ezberletirler.

Düşünmek ve yaratıcı düşünceleri uygulamaya koymak öngörülebilir bir hayat kurgusu peşinde olanları korkutur. Yeni ve farklı düşünceleri dinlemek, anlamaya çalışmak ve belki değişecek düzene ayak uydurmak gerekebilir.

Üstelik bunun yanında bir de yeni düşüncenin eskilere kökünden aykırı olabilmesi durumu vardır ki tüyleri diken diken eder. Belki bir saattir, belki bir yıldır, belki de bir asırdır inanılan değerlerin bir anda yerle bir olması insanın ayağının altından yeryüzünün çekilivermesi gibi olabilir. Tabi bunun yeryüzünü referans* * alan bünyeler için geçerli olacağını belirtmeden geçmeyelim. Her şeyi yeniden düşünüp, yerli yerine oturtup sağlam ve bütünlüğü bozulmayan* * yeni bir yapı oluşturmak kolay mıdır efendim? Ayaklarımız sağlam basabilecek midir yeniden?

Evet, zevkler ve renkler diyorduk; bu ve bunun gibi sebeplerden ötürü zevklerin ve renklerin ezberletilmesi çok mühimdir.

Mesela resim dersinde mavi bir ağaç çizmekte olan 10 yaşındaki öğrenciyi ele alalım. Kopacak kıyameti düşünebiliyor musunuz? Nasıl olur da bir bastıbacak gelip mavi bir ağaç yapabilir? Ne, yoksa bu ağaç deniz ağacı mıymış? Tamam deniz bitkileri filan var ama deniz de ağaç olur mu hiç? Bu çocuk bu düşüncelerle büyüyüp, düşünceleriyle birlikte olgunlaşırsa, yepyeni bir akımın tohumlarını atabilir. Böylece benim gibi düşünmeyen, benden farklı, 'öteki' insanlarla karşı karşıya kalırım. O zaman ötekileri sindirmeliyim!

Ötekilerin ortaya çıkmasının önüne geçmek için zevkler ve renkler ezberletilir. Burada yegane amaç tek tip, birbirine benzeyen insanlar yetiştirmektir. İronik olan şudur: okul müdürü mavi ağaç da olur dediği gün öğretmen sınıfa gelip ağaçları mavi veya yeşil çizeceksiniz diyecektir.

Halbuki insanlara ve dahi çocuklara öğretilmesi gereken bırakınız zevkleri ve renkleri, bilginin göreceli olduğudur. Bugün doğru bildiğimiz pek çok gerçek yarın sabah yalan olabilir. Üstelik zevkler ve renkler görecenin dikâlâsıdır. Ne diye tutturuyorsunuz kardeşim bu yeşil, bu da mavi diye, mavi-yeşil renk körüyüm işte.

Bilginin göreceli olduğunu öğrendikten sonra bir de ötekini* * * dinlemeyi öğrendik mi pek âlâ olur ve bundan öyle ezberlemeye lüzum kalmaz.

Önyargılarımızı bir kenara bıkakıp, algılarımızı açsak, farklı olanı çeşitli biçimlerde dışlamasak, dinlesek ve anlamak için çaba sarfetsek ne olur? Ötekine saygı göstersek filan.

Mesela kızların böcek, erkeklerin çiçek olabileceğini de düşünsek, kelebekleri güzel bulmayan insanların neyi güzel bulduğunu merak etsek, deniz altında yaşayan mavi ağaçların yapraklarını okşayan dalgalar için de şarkılar yazsak...

Başka renkler, başka zevkler olduğunu keşfetsek; ayağımız yerden kesilse filan...

Salı, Mart 20, 2007

Masal Olmak

Nasıl masal olunur bilmiyorum. Bilmediğim bir şeyi anlatmak istiyorum diye bana kızmazsınız değil mi? Kızmayın lütfen, hoşgörün.

Öncelikle inanmak gerek, tüm benliğini bu inancın içinde eritmek demek. Septikleri falan unutun, şeksiz ve şüphesiz inanmak gerek masallara. Mesela ankayı Yeni Cami'nin önünde yemlenen güvercinlerden ayrı tutmamak gerek.

İnanmak demek biraz da teslim olmak demektir, kendini öylece içine bırakıvermek demektir masalın. İşte ancak masalın içinde yok olunca masal olabilir, masal olarak varlık bulabilir insan.



Masal olmak demek, gecenin içinden seslenen seslere kanmak demektir, sabah gün ağarırken alacakaranlıkta o seslerin peşinde gitmek demektir sessiz sedasız. İnanmazsınız ya masallara, çıkarken not bırakırsınız masaya, falanca yere gittim diye. Halbuki masal olacak olan nereye gideceğini bilemez. Bildiği ve dahi bildirdiği vakit masal olamaz.

Biraz zora talip olmaktır, susmayı bilmek, özlemek, özle bilmektir. Zira asıl görülmesi gerekeni gözler göremez. Kalbimizden başka birşeyle iyi göremeyiz, çünkü gerçekler gözlerimiz için saklıdır.1

Korkanlar masal olamaz. En başta söyledim ya, bu bir inanç ve güven meselesidir. Korkuya ve endişeye yer yoktur. Masal olmak isteyen, her ne olmak istiyorsa inandığı masalda, o olmaktan korkmamalıdır.

Masal öyle bir yaşam formudur ki ancak o olduğuna inanırsan o olabilirsin. İnanmıyor musun, damarlarından akan kanın mavi olduğuna inan bakalım tüm yüreğinle, kes bileklerini, gör bak ne renk akacak. Kırmızı akarsa eğer, -ki kesmişsen kırmızı akacaktır- bu; tüm yüreğinle inanmamışsın demektir. Öyledir ki, eğer inanırsan, çayının demi dahi beyaz çıkar sabaha karşı. İngilizler sütlü çayı bizim masalımızdan çalmışlardır da kimseler bilmez.

Masal olan bazen örümceğe benzer, karnından ipler çıkar aşık olduğunda. Sarar ve sarılır görünmez iplerle. Halk içinde muteber değilse de bu görünmez ipler, ucu gider kalplerin sahibine bağlanır ancak.

Masal, inananların önünde açılan yepyeni bir bilincin kapısıdır, korkmadan geçebildikleri sürece. Öyle acaip, garip bir şeydir işte.



1: Küçük Prens'ten.
Fotoğraf: Bütün masallar iyi bitmiyor elbet, hazin bir masalın kahramanları onlar.

Perşembe, Mart 15, 2007

Kahve Sıcak İçilir

Mutlu olurum,
Kahve içebilirsem
Olmadan akşam.

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de