neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum. ama belki benimle ilgili bazı şeyleri, yazacağım bir kaç kelimeyi merak edenler olur..

Pazartesi, Şubat 13, 2006

deli saçması

fotoğrafı çektim ve yemek yemeye gittim. akşamdan kalan hamsileri zeytin eşliğinde 'hüp'lettim. pek çok balıkla beraber zeytinin iyi bir yol arkadaşı olduğunu düşünüyorum. yemekleri tuzsuz sevmeyen biriyim ve hatta tuz sever olmakla itham ediliyorum. fakat aynı şey balıklar için geçerli değil. balıkları tuzsuz seviyorum zira tuzun gerçek lezzetini bastırdığını düşünüyorum. belki balık yanında zeytin yiyor olmam yine tuz severlikten kaynaklanıyor olabilir.


yandaki basit resim aslında çok şey ifade ediyor diye saçmalamaya girişebilirim. halbuki benim için tek önemli yanı iki senedir saat bilgisini bu ekrandan alıyor olmam. gecenin köründe endişeyle uyandığımda, gündüz bir yere giderken, bir şeylere yetişirken hep o vardı yanımda. hep o yardımcı oldu bana. biraz da bu yüzden kendisinden kötü huylarına rağmen vazgeçemediğimi düşünüyorum. vefa duygusu mu bu? yoksa başka bir şey mi? insanın bir eşya ile duygusal bir bağ kurması fena mı? halbuki bunu daha önceleri inceden ve kabadan alaya almış biriyim. demekki neymiş, büyük konuşmamak gerekirmiş. aynı durum yavaş yavaş bilgisayarım içinde baş göstermeye başladı. bu konu hakkında ne yapılması gerektiğini bilmiyorum. düşüneceğim.

gündüz aklımda bir kaç düşünce vardı. bunları yazmalıyım, bunlar hakkında düşünmeliyim diyordum. ama şimdi unuttum. buna neyin sebep olduğunu yazmak isterdim. ama yazamıyorum. neden mi? bilmiyorum işte, kendi kendime parmaklarımı bantlıyorum. son zamanlarda bu benim için bir sorun olmaya başladı galiba. birilerine her şeyi anlatmak istiyorum. ama öyle 'he' diyene anlatamıyorum. hem zaten millet kapıma dizilmiş de değil dinlemek için. ayrıca öyle çekilir de değilim. dinleyicinin niteliği noktasında endişelerim var. bazı dinleyiciler yoruyor insanı. kardeşim anla işte, uzun uzun anlattırma beni. iyi dinleyicilere ihtiyacım var ve bu konuda çok titizim, kolay beğenmiyorum. acaba iyi dinleyici olduğum noktasında aldığım iltifatlar yüzünden mi bu beğenmemezlik? bilmem.

az önce unuttum dediklerimden biri şimdi aklıma geldi. nitelik mi, nicelik mi? bazı insanların hayatlarında çok insan oluyor. bir sürü insanla konuşuyorlar. ben çok insan istemiyorum hayatımda. zaten pek beceremiyorum sanırım. ... düşündüm de, belki de uzanamadığım ciğere pis diyorumdur. ilişkilerde genel itibariyle yakınlık ve samimiyet arıyorum. genel itibariyle yakın-samimi ilişkilerimde siyasi davranmak zorunda kalmamak istiyorum. ve bir yandan da çok fazla insanla arkadaşlık yapınca her biriyle paylaşılan şeylerin azalacağını düşünüyorum sanırım. bu konuyu olgunlaşmaya bırakmalı, bıraktım.

bir de şu konu var; insan bazı şeyleri söyleyemediği insanlarla birlikte olmamalı sanırım. biraz açmamı ister misin? açalım:

- benim yaptığım .........ları beğeniyor musun?
+ evet tabii ki, hatta filancayı ve falancayı daha çok beğeniyorum.
- gerçekten mi?

........

- kitabı beğendin mi?
+ evett, beğendim tabii ki..
- doğru söylüyorsun, değil mi?

burada mühim olan nokta şu sanırım; eğer fikirlerimi sana karşı olduğu gibi dile getiremiyorsam burada bir sorun var demektir. aslında sorun yerine, bu durumda iletişmememiz gerekir diye düşünüyorum. yani eğer iletişim sırasında ilettiklerimize sansür uyguluyorsak ve iletişim biçimimiz sadece gönüllülük esası üzerine kurulmuşsa, bu durumda saçmalıyoruz demektir. {aradın, henuz belirtilen adrese ulaşmadım, şuraya yazacaklarımı yazayım, gideceğim} sansür ancak menfaat ilişkisinde olabilecek bir şeydir. hatta bunu ifade etmek içün atalarımız köprüyü geçmek hakkında çeşitli sözler söylemişlerdir. bunun yanında dayatılmış saygı içeren ilişkilerde iletişim kazalarına oldukça açıktır. dayatılmış saygının toplum tarafından dayatıldığını söylemeye lûzum yok değil mi? her neyse, konuyu dağıtmayalım, aramızda ki ilişki tamamiyle gönüllülük ve samimiyet esasına göre kurulduğuna göre, evet, seninle konuşurken bütün söylediklerimi olabildiğince söylemek istiyorum. ve dahi seninde söyleyebilmeni arzu ediyorum. bunlar ışığında bakınca diyorum ki; evet, seninle konuşurken söylediklerimin tümünü yürekten söylüyorum. tabi bunun yanında senin de dediğin gibi, bu güvensizmişcesine görünen ortamı, benim yeterince şekillendirilmemiş davranışlarım da sağlamış olabilir. tabi bu düşüncelerin radikal ve hatta gereksiz derecede idealist bulunması olası. ama üzgünüm böyle düşünüyorum. bu söylediklerimin biraz önceki paragrafla ilişkilendirilip dinleyici bulamayışıma farklı bir açılım da getirilebilir.

işte bir tenesini daha hatırladım: söylemeyi seviyorum ama söz ustalarını sevmiyorum. söyleme fiilinin temelde içeriğe dayanması gerektiğini, içeriğin yeterince dolu olması durumunda biçimin gayrı-ihtiyari iyi olacağını düşünüyorum. bu; düşüncelerin kafamızın içindeki diziliş ve duruşlarıyla da alakalıdır elbette. benim bazen yaptığım gibi kafanın içini düzenlemek için yazarsan eğer, bu durumda evet, biçim çok da iyi olmayabilir. neyse konudan sapmayalım; kelimelerin en ahenkli biçimde yanyana gelmesi sanatının adını edebiyat koyanlardan hazetmiyorum. doğru kelimeleri doğru zamanda kullanma pratiği yapmış olmalarının hem okuyucunun hem de kendilerinin düşünce ufkunu sınırladığını, yazma eylemini düşünsel bir eylem olmaktan çıkarttığını düşünüyorum.

yine geçen günlerden aklıma düşen bir parça: eskiden istiklâl caddesinde ağa camii'nin önünde "tramvay ihtiyari durak" bulunurdu. tabelesının oldukça eski olduğu görülen bu durağı geçen gidişimde göremedim. ben mi yanılıyorum acaba? bahariye caddesindeki öykünme tramvayın durakları bu bahsettiğim duraklara benziyor ama güzel değiller.

ekşisözlük'te alışmak kelimesine bakayım dedim, biri şöyle yazmış: almak fiilinin işteş hali. ilginç geldi bana. daha önce hiç bu yönden bakmamıştım, baktırılmamıştım. alışmak iyi midir, kötü müdür? bilmiyorum. bu konuda da düşünmem gerekiyor.

bu arada geçtiğimiz günlerde farkettim ki bir yıldır buraya yazıyorum. evet sahiden uzun bir süre. bir birinci yıl yazısı yazmak isterdim ama yazamadım. ancak önümüzdeki günlerde bir misafir yazarımız olacak burada :-)



Hiç yorum yok:

Bil-sen-de

Pardus... Özgürlük Için...

Firefox 2

Bazen Okurum

Dinle-sen-de